Geçim sıkıntısı depresyonu artırdı

Derinleşen ekonomik krizin neden olduğu geçim derdi, işsizlik ve gelecek kaygısı ruh sağlığını bozdu. Psikiyatrist Prof. Kaya, anksiyete ve depresyonun 2 kat arttığını, ruh sağlığı problemlerinin gençlerde yaygın olduğunu söyledi.

Haber: BirGün / Sibel BAHÇETEPE

Temel yaşam gereksinimlerine ulaşamamak, yoksulluk, işsizlik gibi faktörler yurttaşın ruh sağlığını bozdu.

Psikiyatrist Prof. Dr. Burhanettin Kaya, yoksulluğun sosyal kırılganlığı da artıran bir durum olduğunu söyledi.

Yapılan araştırmalara göre, ekonomik kriz döneminde depresyon ve anksiyete gibi ruh sağlığı problemlerinin 2 kat artış gösterdiğini vurgulayan Prof. Dr. Kaya ‘‘Kamusal sağlık sisteminde de sorunlar var. Türkiye’de psikiyatri yatak sayıları giderek azalıyor. Hastaların, hekime ulaşmaları zorlaştı’’ dedi.

KRİZ SINIF TEMELLİ

BirGün’e değerlendirmeler yapan Türkiye Psikiyatri Derneği’nden Prof. Dr. Burhanettin Kaya, ekonomik krizin sınıf temelli olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekti.

Prof. Kaya ‘‘Sınıfsal temelli bir bakışla bakmadığımızda bu sözcükler öksüz kalır. Yoksulluk, kapitalizmin günümüzdeki haliyle neo-liberal vahşi kapitalizmin ve eşitsizliklerin ürünüdür. Yoksulluk aynı zamanda travmalara açık olmak, yaşamı tehdit edici etkenlerle daha çok karşılaşma, her türlü travma ve felakete açık bir coğrafyada yaşamak demek’’ dedi. Yoksulluğun sosyal kırılganlığı da artıran bir faktör olduğunu vurgulayan Kaya, işsizlik ve buna bağlı ortaya çıkan ruhsal bozuklukların başında depresyonun yani ruhsal çökkünlüğün geldiğine dikkat çekti.

UMUTSUZLUK ARTIYOR

Prof. Dr. Kaya, şöyle devam etti: ‘‘Yoksulluk ve işsizlik sürdükçe depresyon daha da süreğen nitelik kazanıyor. İşsizlik, iş bulamamanın belirsizliği ile anksiyeteye, belirsizliğin uzamasıyla umutsuzluğa yol açıyor. Depresyonun oluşmasını daha da kolaylaştırıyor. Depresyonun varlığı ve süreğen nitelik kazanması da yol açtığı isteksizlik, karamsarlık, hayattan zevk almama, enerji azlığı, artan umutsuzluk, kendini değersiz görme gibi belirtilerle birlikte üretkenliğini azaltması, iş araması ve bulmasını giderek olanaksız hale getiriyor. İşsizlik de kalıcı bir duruma dönüşüyor. Bir kısır döngü. Yaşam amacını kaybetmek ölüm ve intihar düşüncesine ya da girişimlerinin artmasına yol açıyor. Çeşitli araştırmalar ekonomik kriz dönemlerinde depresyon ve anksiyete belirtilerinin 2 kat arttığını gösteriyor. Aynı şekilde intihar düşünce ve girişimleri de iki kat artmakta.’’

İşsizliğin giderek arttığını, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinin gerçeği yansıtmadığını vurgulayan Prof. Kaya ‘‘Artık umudunu kaybetmiş, iş aramayan, Türkiye İş Kurumu kayıtlarından düşmüş işsiz sayısı, bu sayıların en az üç katını oluşturuyor’’ dedi.

Prof. Dr. Burhanettin Kaya

GENÇLERDE DAHA FAZLA

Türkiye’de genç işsizliğinin daha yüksek olduğunu kaydeden Kaya ‘‘Ruhsal etkilenmeler, anksiyete ve depresyon yaygınlığı bu grupta daha fazla artış göstermekte. Türkiye, intihar hızı bir önceki yıla göre en yüksek olan ülkedir. Her yıl bir önceki yıla göre daha da artmaktadır’’ dedi. Hastanelere başvuran, yardım isteyen, hastane randevu sistemlerinden randevu almaya çalışan insanların sayısı üzerinden depresyon, anksiyete bozuklukları ve birçok ruhsal bozukluğun yaygınlığının arttığını gördüklerini söyleyen Prof. Kaya, ‘‘Kurulan Toplum Ruh Sağlığı merkezleri önemlidir. Sayıları 200’e ulaştı. Sadece kronik ruh sağlığı hastalıklarına yönelik olmasına ve bağlı olduğu hastanenin semt polikliniği gibi çalışmasına rağmen etkileri çok sınırlı da olsa öneml’’ değerlendirmesini yaptı.

∗∗∗

AB’NİN GERİSİNDEYİZ

• Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 100 bin kişiye ortalama 4 psikiyatrist düşüyor. Bu rakam Avrupa Birliği (AB) ülkelerindeki oranın çok gerisinde.

• Kamu ve özelde çalışan psikiyatri sayısı 7-8 bin kadar olduğu tahmin ediliyor.

• Ülkede 11 adet ruh ve sinir hastalıkları hastanesi bulunuyor. Toplamda 4 bin 231 yatak kapasitesi ile hizmet veriliyor.

∗∗∗

ANTİDEPRESAN KULLANIMI YÜZDE 75 ARTTI

2013’te 37 milyon 258 bin 388 kutu olan antidepresan kullanımı yüzde 75 artarak 2023’te 65 milyon 451 bin 831 kutuya çıktı. Prof. Dr. Kaya, şu değerlendirmeyi yaptı: ‘‘Son on yılda antidepresan kullanımının iki kat arttı. Bunu satılan kutu bazında antidepresan  verilerinden görüyoruz. Bu durum depresyon ve diğer ruhsal bozukluklarının arttığını  düşündürüyor. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte sağlığın özelleştirilmesi, devletin kamusal sağlık hizmetinden çekilmesi, sağlık hakkının temel bir insan hakkı olmaktan çıkarılması, koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerinden vazgeçilmesi, hastanelerin kapatılması, kentte ulaşılabilecek hastanelerin ve sağlık birimlerinin kalmaması, şehir hastaneleri, istihdam politikaları, merkezi randevu sistemi gibi birçok değişken sağlık hizmetine ve nitelikli ruh sağlığı hizmetine ulaşmayı zorlaştırmış ve hatta olanaksız kılmıştır. Bu da tek motivasyonu kâr etmek ve bunun daha artırmak olan, çeşitli biçimler de emek sömürüsü ile elde eden özel hastanelere, muayenehanelere ve diğer özel sağlık kuruluşlarına insanların yönelmesine yol açmıştır.’’

∗∗∗

PSİKİYATRİ YATAK SAYILARI GİDEREK AZALDI

Türkiye’de psikiyatri yatak sayılarının da giderek azaldığını söyleyen Prof. Kaya’ya göre, ayaktan ruh sağlığı hizmeti veren birimlerin sayısı da artmadı.

Sağlık Bakanlığı’nın son bir düzenlemeyle psikiyatri asistan sayılarını artırdığını ancak bu kadar asistanın meslek bilgi ve beceri geliştireceği eğitim olanaklarında bir artış olmadığını anlatan Kaya, şunları söyledi:

‘‘Devlet üniversiteleri, hastaneleriyle birlikte büyük borç altında. Orada yapılan hizmetlere SGK tarafından Sağlık Uygulama Tebliği ile değerin çok altında ödeme yapılması üniversitelerin çöküşü hızlandırıp siyasal iktidara daha bağımlı hale getiriyor. Yöneticiler liyakatle atanmıyor. Dünyada eşi olmayan bir şekilde Sağlık Bilimleri Üniversitesi kuruluyor, hemen hemen ülkedeki her hastane eğitim araştırma hastanesine dönüştürülüyor. Artık yayın dosyası üzerinden sınavsız verilen doçentlikle öğretim üyesi olan ‘eğitim’ görevlilerinin insafında psikiyatri uzmanlık eğitimi yapılıyor. Asistan başına 2-3 hasta düşüyor, polikliniklerde dönüşümlü çalışıyorlar. Hocaya ulaşmaları son derece zor ve kritik konularda karar vermek konusunda yalnız kalıyorlar, çaresizlik içinde kalıyorlar.’’

 

BirGün