EYES WIDE SHUT FİLM ELEŞTİRİSİ

Serdar Şeherli*

Film ile ilgili kısa bir bilgi vermek gerekirse Arthur Schnitzler’in ‘‘Rüya’’ Romanı eserinden uyarlanan ve yönetmenliğini Stanley Kubrick’in yaptığı, başrollerini Oscar Ödüllü Oyuncu Nicole Kidman ve Altın Küre Ödülüne Sahip Oyuncu Tom Cruise’un paylaştığı 1999 yapımı bir Hollywood filmi dir. Ayrıca film Stanley Kubrick’in son filmi olma özelliğini de taşımaktadır.

Film ile ilgili eleştirime başlamadan önce neden 1999 yapımı bir film için eleştiri yazısı yazdığımı soracağınızı tahmin edebiliyorum ama yazımı okuduktan sonra bu soruya cevap olacağından eminim.

Filmin her sahnesi o kadar çok etkileyiciydi ki filmde anlatılan konu kadın – erkek ilişkisi, aşk, sadakat, cinsellik olsa da esasında izleyiciye anlatılmak istenenin psikolojik gerilim tarzı olduğu fikrindeyim.

İlk sahnenin hemen sonrasında kadın ve erkeğin yılbaşı için düzenlenen partiye gitmeleri ve partide yaşananlar aslında tam olarak Hollywood kültürünü gözler önüne seriyor.

Kadın sarı saçlı, mavi gözlü ve beyaz tenli çok güzel ve elitist bir kadın, erkek ise tam bir beyaz atlı prensti. Bu arada ilk sahnede kadın ve erkek yatak odasından çıkıp koridorda yürüdüklerinde kadın paltosunu giymeye çalışırken erkeğin kadına yardımcı olması bence küçük ama önemli bir detaydı.

Yılbaşı için düzenlenen partide erkeğin üniversiteden eski bir arkadaşı ile karşılaşması, sonrasında kadının başka bir erkekle dans etmesi, iki yabancı kadının da erkeği arkadaşı ile konuşurken koluna girip başka bir yere götürmeleri bence göze hoş gelen çok ılımlı bir sahneydi. Çünkü kadın ve erkek eve döndüklerinde partinin sadece başlangıcında yan yana gelmişlerdi ve birbirlerine bir kez bile bakmamışlardı ama erkeğin kadına ‘‘O dans ettiğin adam kimdi ve ne istiyordu?’’ diye sorması kadının ise soruya karşılık olarak ‘‘Üst katta seks’’ derken ki gülümsemeleri ve erkeğe‘‘-Koluna giren kadınlarla seviştin mi?’’ diye sorması yine güzel bir ayrıntıydı.

Aslında her şey burada başlıyor diyebilirim; çünkü bu sahnede kadın ve erkek bir anda tartışmaya başlıyorlar. Erkek kadının çok içtiğini, gereksiz yere abarttığını ve kadına ‘‘her zaman güvendiğini’’ söylerken kadın ise erkeğe, geçmişte bir gün tatile gittiklerinde ‘‘Otelde çok yakışıklı bir deniz dubayı gördüm ve o an ben isteseydi seni, kızımızı ve bütün geleceğimi sadece birkaç saatliğine çöpe atmaya hazırdım.’’ demesi erkeği çok sinirlendirmişti. Kadına bakışlarından bu çok belli oluyordu ama soğukkanlıydı hiç belli etmemeye çalışıyordu. Kadın ise elinde sigarayla çaresizce cinsel arzularını bu zamana kadar eşinden gizlemesi ve günün birinde bunu ona anlatması çok etkileyiciydi. Bu sahneden sonra erkeğin şüphe ve korku içinde yaşaması kesinlikle kaçınılmazdı. Bu yüzden o esnada telefonunun çalması ve evden çıkıp gitmesi, takside bir an için kadının söylediği sözleri hatırlayarak, gözlerini kapatıp, kadının deniz subayı ile birlikte olduğu anları canlandırması harikaydı. Bir karşılık vermesi gerektiğine inanıyordu. Çünkü sadece böyle tatmin edebilirdi kendisini. Çaresizce New York caddelerinde yürürken bir fahişe ile karşılaşıp evine gitmesi onun için doğru bir davranış şekliydi. O an doğruyu yaptığına inanıyordu. Ta ki kadın onu telefonundan arayıp “İşin çok uzun sürecek mi?” diye sorana dek… Erkeğin de cevap olarak “Evet” demesi aslında kadın – erkek ilişkisindeki karmaşıklığı anlamamızda yardımcı oluyor. Ben filmin asıl bu sahneden sonra başladığına inanıyorum. Çünkü erkek, kadın onu aradıktan sonra bir an için pişmanlık hissetmişti ve ne yapacağını bilmiyordu.

Film sürükleyici olduğu için izleyiciyi de sorgulatıp, etkisinde bırakmayı başarıyor. Özellikle diyalogların özenle seçilip yazıldığını ve senaryonun da çok güçlü olduğunu düşünüyorum. Senaryonun yanı sıra filmi izlerken sinematografik öğeler de filme gerçekten pozitif bir hava katıyor. Beni en çok etkileyen sahnelerin başında kesinlikle ritüel sahnesi geliyor. O sahnedeki ışık, kamera açıları, aydınlatma, kurgu, dekor, nesneler, giysiler, makyaj, maskeler, aksesuarlar kısacası teknik olan her şey o kadar muazzam ve kusursuzdu ki filmi izlemeyen herkes sadece o sahneyi izlese bile filmin etkisinde kalacağından eminim. Filmi izleyince senaryonun sanatsal açıdan da birbiriyle örtüştüğünü söyleyebilirim. Ritüel sahnesi üzerinde biraz daha durmak istiyorum.

O sahnenin tamamı izleyen herkes gibi ilgimi çekse de önemli olan bir detayın bence gözden kaçtığını düşünüyorum. O da ritüel sahnesindeki piyanistin piyanoyu gözleri bağlı olarak çalmasıydı. Ritüel sahnesinin hemen öncesinde erkeğe sorulan eve giriş şifresinin cevabı ‘‘Fidelio’’ olması da ilginçti çünkü kelimenin Türkçe karşılığı ‘‘Sadakat’’ demek. Ayrıca ritüel sahnesi ile başlayan ve neredeyse filmin sonuna kadar devam eden o gerilim müziği biraz ürkütücü olsa da ben filmde olmazsa olmaz görüşündeyim. Çünkü ritüel sahnesinin sonrasında gelişen olaylar sadece o gerilim müziğiyle bağdaşabilirdi.

Filmin sonlarında ise senaryonun biraz vasat kaldığı kanaatindeyim. Filmi ilk izlediğim zaman son sahnede kadın ve erkeğin karşılıklı olarak konuşması mantıklıydı ama biraz uzun sürünce sahne ne zaman bitecek diye beklerken kadın son kelimesini söyledikten sonra birden ekran karardı. Filmin orada bittiğine inanamamıştım. Çünkü filmin sonu gerçekten yarım kalmış gibiydi. Yine de filmi ne zaman hatırlasam ya da nerede denk gelsem 2,5 saat aralıksız izlerim. Filmi üç kez izlemiş olmama rağmen hâlâ etkisinde olduğumu da söyleyebilirim.

*Gazetecilik Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir