Türkiye’de kadına yönelik şiddeti konu alan İngiltere’nin Oscar adayı film: Ölümüne Boşanmak

Dying to Divorce (Ölümüne Boşanmak) adlı film, En İyi Uluslararası Uzun Metrajlı Film ve En İyi Belgesel dallarında Oscar’a aday gösterildi. İngiltere’nin Oscar adayı düşük bütçeli belgeseli, Arzu Boztaş’ın hikâyesini de anlatılıyor. Yönetmen Chloe Fairweather, Türkiye’de kadın cinayetlerinin artmasını konu alan filmi 5 yılda çekti.

 “Kollarıma ateş etme, çocuklarıma bakamam.” Bunlar, Arzu Boztaş’ın eşi tarafından defalarca vurulmadan önceki son sözleriydi. Eşi Arzu’yu o kadar fena yaraladı ki, kollarını kaybetti ve iki bacağının da kesilmesi gerekti. Türkiye’de aile içi şiddete maruz kalan kadınların oranı üçte birden daha fazla. Bu, ekonomik olarak gelişmiş ülkeler arasında en yüksek oran.

Arzu, altı çocuğunun babası olan eşinden boşanmak için adliyeye gideceği gün ağır yaralandı ve hayatı tamamen değişti. Eşinin, bir metresi olduğunun ortaya çıkmasından sonra boşanmaması için yalvardığını ancak daha sonra karşılıklı rıza ile boşanmayı kabul ettiğini anlattı. Ama o gün eşi bir pompalı tüfekle geldi. Arzu, ablasının evinde kalırken o gün olanları hatırlıyor. “Beni vurmaması için ona yalvarmadım, kollarım için yalvardım. Kollarıma ateş etme, çocuklarıma bakamayacağım” dedim. “Tekerlekli sandalyede de olsam çocuklarımın peşinden gidebilirim ama kollarım olmazsa ne yapacağım?” dedim. Daha sonra kocasının kollarının altından çektiğini ve onlara birer birer ateş ettiğini söylüyor. Arzu’nun iki bacağı da kesildi ve kollarını kullanamaz hale geldi. “Hayatımı mahvetti” diyor eşi için Arzu.

Babası Ekrem Cansever, Arzu’yu on dört yaşında evlendirdikten sonra “çok pişman” olduğunu söylüyor. “Onu genç yaşta evlendirdiğim için kendimi suçlu hissediyorum. Çocuklarımın hayatını mahvettim. Bunu neden yaptım?”

Yozgat Cezaevi’nden konuşan eşi Ahmet Boztaş ise “Bu kadar ileri gitmezdim ama gururuma, namusuma hakaret etti” diyor. Boztaş, yirmi yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Kübra, eşiyle tanışmadan önce Londra’da Bloomberg için çalışan, başarılı bir haber sunucusuydu. Beyin kanaması geçirdi ve kızlarını doğurduktan iki gün sonra felç kaldı. Eşi Neptün’ün bir tartışmanın ardından başına dört kez vurduğunu söylüyor. Neptün ise eşinin durumunun sezeryandan kaynaklandığını. Ölümüne Boşanmak, beyin kanamasından iki yıl sonra onun hikâyesini anlatıyor. Ailesiyle birlikte yaşıyor, tekerlekli sandalye kullanıyor ve yavaş yavaş yeniden konuşmayı öğreniyor. Kübra’nın ailesi, torunlarına haftada üç gün erişim hakkı verildiğini ancak Neptün’ün ailesinin herhangi bir görüşmeye izin vermediğini söylüyor. “Her zaman onu getireceklerini söylüyorlar ve sonra getirmiyorlar; Kübra’nın kalbi kırık”.

Ölümüne Boşanmak, Kübra’nın velayet savaşını ve mahkemede ifadesini vermek için tekrar konuşmayı öğrenme sürecini anlatıyor. Eşi sonunda saldırı suçundan on beş ay hapis cezasına çarptırılıyor.

BBC Türkçe’ye konuşan Avukat İpek Bozkurt, filmin yönetmeni Chloe Fairweather’ın yaklaşık altı yıl önce Özgecan Aslan davasını takip etmek için Türkiye’ye geldiğini söyledi.

Chloe Fairweather, İpek Bozkurt’la, Özgecan Aslan’ın 11 Şubat 2015’te öldürüldüğü Tarsus’ta tanışmış. Fairweather, farklı davaları takip etmek istediği için Bozkurt’a eşlik etmeye devam etmiş.

Bozkurt, ”Bizdeki davaların ne kadar uzun süreceğini bilmiyordu. Filmi çekerken Türkiye’nin gündemi, sistemi, yönetimi değişti. Bunların hepsi filme dâhil edildi. Kadın davalarının arka planında Türkiye’nin yakın siyasi tarihine de bakan bir çalışma haline geldi” diyor ve ekliyor: ”Kadın sorunu, ülkenin durumundan, bireysel silahlanmanın arttırılması gibi kararlardan ya da iktidarın durumundan bağımsız olarak ele alınamaz.”

Filmin yönetmeni Chloe Fairweather ve yapımcısı Sinead Kirwan, ülkenin çalkantılı dönemlerinde, kadınların adalet mücadelesini takip etmek için beş yılı Türkiye’ye gidip gelerek geçirdiler.

Chloe Fairweather, filmin 94. Oscar Ödülleri’nde İngiltere’yi iki kategoride temsil etmek üzere seçildiğini duyunca şoke olduğunu söylüyor. “Bu şekilde bir film yaptığınızda kendinizi biraz aykırı, tam bir mazlum gibi hissediyorsunuz. Bu yüzden şaşırdık.” Yönetmen filmin bu şekilde tanınmasından ve sorunun gerçekten önemli bir konu olarak kabul görmesinden memnun.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir