Kalbinizi Ne Kadar Tanıyorsunuz?

Prof. Dr. Enver Duran
Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı
enverduran@arel.edu.tr

Kalp yaşamın kaynağı, küçücük, hatta pratik olarak yumruğumuz kadar bir organ. Anne karnında çalışmaya başlar ve son ana kadar görevini yapar. Kalp durduğunda her şey bitmiştir. Çünkü kalp durmadan çalışmak için yaratılmış bir organdır, ya çalışır ya çalışmaz, arası yoktur.

Vücudumuza göre çok küçük bir organ olan kalp dakikada 70, saatte 4200, bir günde 10.080, bir yılda 3.679.200, ortalama ömür olan yetmiş yıl boyunca 257.544.000 sefer kasılır (atar). Bu atımın yarattığı basınca hiçbir metal, bu vuruşa dayanamaz un ufak, toz olur.

Kalbin yaptığı işe gelince; bir dakikada 5 litre, saatte 300 litre, günde 7200 litre (7.2 ton) , yılda 2.268.000 litre (2.628 ton), bir ömür boyunca 183.960.000 litre (183,960 ton) (bir ömür boyunca pompalanan kan miktarını taşıyabilmek için 10 tonluk tankerlerden 18.396 tanker) (Türkiye’deki tüm tanker sayısı bir kalbin ömür boyu pompaladığı kanı taşımaya yetmez.) kan pompalar. Kalp küçük ama böylesine güçlü bir organdır. Beyinsiz yaşayabilirsiniz ama kalpsiz yaşayamazsınız.

Kalp kelimesini kullandığımızda, yaşa, mesleğe ve inançlara göre anlamı değişik olur. İlk akla gelen; gençler için sevgi, yaşlılar için hastalıklar olur, inançlara göre de her toplumda değişik anlamlar oluşmuştur.

Biz yine kalp deyince kalp hastalıklarını anlamakta ve dünyadaki ölümlerin üçte birini kalp hastalıklarından olduğunu hatırlamaktayız. Hastalıkların dışında kalp kelimesinin arkasında büyük bir dünya vardır ve kalp kelimesi her dilde kuvvetli bir şekilde ifade edilmiştir.

Değişik dillerdeki kalp kelimeleri: Türkçe (Kalp), Latince (COR), İspanyolca (CORAZON), Fransızca (COEUR), Rusça (Serdçe-Cердце), Almanca (Herz), İngilizce (Heart), Yunanca (Kardiya-καρδιά), Arapça ( قلب- Kalabe) kelimeler bazen kalbin kapsadığı anlamı karşılamaz.

Kalp, eski toplumların birçoğunda, cesaret, güç ve hayatın kaynağı olarak değerlendirilmiştir. Afrika’da ise, yaşayan bazı topluluklarca kalp; idrak, duygu ve ruh merkezi olarak kabul edilmektedir.  Çin felsefesinde ise insanda birden fazla ruhun vücudun belli bir kısmına yerleştiği düşünülmüştür. Bu anlayışa göre kalbe yerleşen ruh, kırmızı bir kuş, şeklinde düşünülmüştür. İnka uygarlığında ise insanın en önemli organı kalpti ve tanrının lütfu olan hayatın kaynağı olarak kabul edilmektedir.

 

Eski mısırlılara baktığımızda kalp, fiziksel hayatın temel organı olmakla birlikte aynı zamanda duygunun, cesaretin ve manevi hayatın da merkeziydi. Düşünce, arzu ve akıl kalpte barınırdı. İnsana bu dünyada rehberlik eden tanrıların, ölümden sonra da yapılanların hesabını sormak için yerleştiği yer, kalpti.

Kalp anlayışı hinduizm’in kutsal kitabelerinde de önemli bir yer tutar. İnsan vücudunda belli enerji merkezlerinin varlığına dayanan “chakra öğretisine” göre tüm chakra, sisteminin merkezini oluşturan dördüncü chakra, kalp chakrası.’dır.  Bu chakranın hedefi, sevgi, yoluyla varlık bütünlüğüne katılmaktır. İnanışa göre kalp chakrası çok güçlü bir enerji ile başkaları üzerinde kendiliğinden iyileştirme ve dönüştürme etkisine sahiptir.

Hintlilere göre kalbin yolu cesaretin yoludur. Kafa her zaman akıllıdır. Hesaplar, geçmişi düşünür. Kalp ise gelecektir. Her zaman umuttur, cesareti keşfetmektir.

Eski yunan kültüründe de kalp anlayışı pek farklı değildir. Homeros (M.Ö VIII.yy) ve Hesiodos’un (M.Ö VIII.yy) yazılarında ve trajedilerde kalp (kardia), ruhun merkezi, irade, arzu ve duygunun kaynağı olarak görülmüştür. Sırların ve “intellect” adı verilen ve metafizik konularla ilgilenen “aklın” yeri orasıdır.

Orta Asya’da Şamanizm’de kalp gözüyle görebilmek şifacı (şaman) olmanın ana şartıydı. Şifacı (şaman) olabilmek için daha doğrusu kalp gözüyle görebilmek için, adaylar birtakım acı verici sınavlara tabi tutulduktan sonra davulla yapılan müzikle ölüm deneyimini yaşamak üzere, transa girer şaman adayı birkaç gün süren bu deneyim boyunca ruh ve beden bağlarını gevşetmiş bir şekilde yatar. Bu işlemler bittiğinde, aday uyandığında kendini bir takım güçlerle donanmış ve bir hayli değişmiş halde bulur. Artık yalnızca bedensel gözleriyle, değil ruhani gözüyle (kalp gözü) de görebilmektedir. O artık şifacıdır(şamandır).

Şaman burada meslek sırlarını (gizli dil) hastalıkların özelliklerini ve iyileştirme yollarını öğrenmiştir. O artık toplumda kutsal bir varlıktır.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir