Yeni Medyada Anormali Normalleştirme ve Metalaştırma Üzerine Bir Deneme

Doç. Dr. Oktay BİNGÖL
Uluslararası İlişkiler (İng.) Bölümü Öğretim Üyesi
oktaybingol@arel.edu.tr

İnternet ve sosyal medya dünyanın her yerinden görüş ve bakış açılarını duymamızı mümkün kılmakla birlikte gerçekte büyük çoğunluğumuz için zaten bilgi ve fikir sahip olduğumuz konular hakkında görüşlerimizi ve ön yargılarımızı pekiştirmeyi sağlıyor.

Google ya da başka bir arama motorunda bir şey aradığımızda karşımıza sadece bizim ilgilendiğimiz sonuçların gelmesi ve her aramanın herkes için kişisel, dolayısıyla farklı sonuç vermesi internet/sosyal medyanın pekiştirme işlevini gösterdiğinin bir kanıtı. Whatsapp’da seçimimizle dahil olduğumuz gruplaşmalar ve Facebook’ta uyguladığımız kişiselleştirme algoritmaları sayesinde etrafımızda görünmez bir çember oluşuyor.

Asıl tehlike ise kendi homojen gruplarımızın içinde her şeyden yakınıp, ötekileri hor görüp, birbirimizi onaylayıp mutlu olmak ve çemberin dışına çıkamamak. Sosyal medyada insanların kendilerine benzer özellikte olanlarla, kafadarlarla, bir araya gelmesi etkileşimde bulunma dürtülerini biraz daha güçlendiriyor. Sonuçta insanlar adeta yankı odaları içinde kendileri konuşup kendileri dinliyorlar.

Analog TV yayınlarının temel bilgilenme kaynağı olduğu zamanlarda kafadar gruplarının oluşumu sınırlıydı. Aslında kamusal alanda tartışılan konular da kısıtlıydı. Toplumda üzerinde genel uzlaşı bulunan geleneksel iyiler veya kötüler verili olgular olarak tartışmaya değmezdi. Bazı konular ve düşünceler ise ahlak dışılık, sapkınlık ve yasa dışılık olarak görülüp tartışmaya cesaret edilemezdi. Geriye kalanlar ve üzerinde toplumda farklı fikirler olan konular geleneksel medyanın odak alanıydı. Dolayısıyla analog TV ve basılı gazeteler az sayıda konuyu metalaştırıp tüketim döngüsüne sokuyordu. İnternet, konuları çeşitlendirdi, çok farklı kafadar gruplarının oluşmasına izin verdi, eskinin gizli, ayıp, sapkın ve anormal olanlarını da metalaştırdı ve tüketim döngüsüne soktu.

İnternetten önce, bir Irkçı ya da katliam yanlısı, bir mafya kamusalın dışında gizli bir varoluşa sahip olurdu, görüşleri medyada temsil edilmezdi, hemfikir olacak veya tartışacak kimse bulamazdı. 1990’lardan artan çevrimiçilik ve sosyal medya kanalları, sapkınların birbirlerini bulmasına imkân sağladı. Anormal normalleşmeye başladı, hayatın içindeliği görünür hale geldi ve normalleşmiş anormal, üzerinde fikirlerin inşa edileceği ortak zemin oldu.

Son dönemde tüm dünyada ve Türkiye’de sıra dışı kişilerin siyasi figürler olarak yükselişi sapkınlığın meşru tartışma zeminine yerleşmesine tipik bir örnek oluşturuyor. Önceden tartışılması kırmızı çizgi olan, ihanet suçunu teşkil eden ya da ayıplananlar yüksek sesle tekrar edilerek meşru tartışma zeminine girdi. Bu aslında anormalin-mafyanın, yozlaşmanın ve çürümenin-zaferidir.

Anormalin zaferi aşamalı geldi. Ana akım haber kaynakları ve “amiral gemileri”, bir zamanlar var olduğuna inanılan kısmi özerkliklerinin etkisi ve azda olsa evrensel basın etiğinin baskısıyla asla tartışmalı olmamasını kabul ettikleri sapkınlıkları/anormallikleri, özerklikleri kayboldukça ve ticarileştikçe, normalleştirip ve metalaştırıp tüketici-izleyiciye sundular. “Duayen gazeteciler”, organik ve inorganik fikir taşıyıcısı aydınlar ve çeşit çeşit “uzman” unvanı taşıyanlar bir sapkın/anormal fikri, söylemi veya eylemi tartışarak “normal olmadığını” söylediler ancak sapkınlıktan meşru alana çektiler. Dolaysıyla sapkın, anormal ve normal arasındaki geçişken sınırlar ortadan kalktı.

Bugün, dünün “anormalinin” açıklamalarının meraklı ve “normal” takipçilerinin, normalin ötesi anormali ulusal ve uluslararası haber yapması, aslında dehşet verici ve korkutucu. Yarın, başka bir anormal, meraklılarının ve kendilerini çaresiz ve ötekileşmiş hissedenlerin istem dışı yarattığı reyting patlamasıyla etnik, ırksal, mezhepsel katliamın, soykırım ve çeşit çeşit cinayetlerin haklı ve doğru olabileceği tartışılmasını normale taşıyabilir.

Artık neyin tartışmaya değer olduğunu bilmediğimizde neye, nasıl karşı çıkar ve ne yapabiliriz? Bu gerçek bir tehlike. Çözüm ise bir ölçüde medyanın ve hesap sorma-verme işleyişinin, dolayısıyla hukuk devletinin normalleşmesinde bulunuyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir