Moda, Kadınlar için?

Moda, genellikle kadınlara atfedilen bir konudur. Modadaki farklı renkler, kumaşlar, tasarımlar ve değişimler, toplum tarafından kadının “kaprisli” doğası ile ilişkilendirilmiştir. Ama bu doğru mudur? Kadınların modayla ilişkisi uyumlu bir dans mı yoksa bir kimlik mücadelesi midir?

“History of Women in the West” adlı kitabında Diane Owen Hughes, “Moda bir kadınsa, bunun nedeni kadınlara sosyal bir kişilik oluşturmada yalnızca kıyafetlerin bırakılmış olmasıdır” diyor. Tarih boyunca kadınlar için gerçek buydu. Bir iş sahibi olma veya işletme, okula gitme veya toplumun bir parçası olma hakları yoktu. Bu nedenle, bazı kadınlar kıyafetleri kimlikleri olarak kullandılar.

Ne yazık ki, Rönesans dönemi Floransası’nın Tasarruf yasaları, giysilerini de onlardan çaldı. Floransa’nın tasarruf yasalarının amacı vatandaşların kıyafetlerini düzenlemek ve savurganlığı sınırlamaktı ancak yasalar yalnızca kadınlara uygulanıyordu. Erkeklere karşı bazı kanunlar vardı ama erkekler küçük bir para cezası ödeyip kıyafetlerini giymeye devam edebiliyorlardı.

Kadın ve moda arasındaki çatışma, Viktorya dönemi ve oy hakkı hareketleri boyunca devam etti. Dönemin kadın kıyafetleri cepten yoksundu, hareket kabiliyetleri sınırlıydı ve kadınlar için sağlıklı değillerdi. Örneğin, kemik ve metalle desteklenen sıkı bağcıklı korseler, bel ve göğsü o kadar sıkıyordu ki, birçok kadın göğüs kafesi deformasyonu, nefes darlığı, sindirim bozuklukları ve kemik atrofisinden muzdaripti. Kadınlar, sırf o zamanlar kum saati tipi vücut “moda” olduğu için tüm bu acıları yaşadılar.

Viktorya döneminde moda standartlarına karşı pek bir direnç olmamasına rağmen 20. yüzyıl kadınları seslerini yükseltmeye başladı. Aralarında en radikal olanlardan biri, ilk dalga feminist ve yazar Charlotte Perkins Gilman’dı. Kadın kıyafetleri konusunda toplumun görüşünü değiştirmek istedi. Toplumun dayattığı kadın giyim şeklinin kadınları bir erkek figürüne bağımlı tutmak için tasarlandığını savundu. Kadın giysilerinde ceplerin olmaması buna bir örnekti. Toplum, elbiselere cep koymayarak, kadınları cepleri olanlara, yani erkeklere bağımlı olmaya zorladı.

Kadın ve moda arasındaki ilişkiyi incelediğimizde, modanın genellikle kadınlara karşı bir kontrol biçimi olarak kullanıldığını anlıyoruz. Moda gerçekten kadınların iyiliği içinse, kendimize kadınların neden modadan muzdarip olduklarını ve modanın neden hiçbir zaman onların tarafında olmadığını sormalıyız. Ayrıca modanın 1,9 trilyon ABD doları değerinde bir sektör olduğunu ve ağırlıklı olarak erkeklerin yönetiminde olduğunu unutmamalıyız.

Ek olarak, bu endüstri birçok aktivist ve feminist tarafından kadınlar için ulaşılamaz vücut ve giyim standartları yarattığı için eleştirildi. Moda markaları kadınları koydukları standartlara uymadıkları için, “güzel” ve “hoş” olmadıkları için suçlu durumuna düşürüyorlar. Kadınların kendilerini erkeklere güzel göstermesine zorlayan bu baskı, sadece kadınları sınırlamaya çalışma eylemidir. Yine de erkekler bu konuda tek suçlu değil. Pek çok kadın modanın üzerlerindeki büyüyen tutumunu görmezden geldi ve hala görmezden gelmeye devam ederek döngüyü sürdürüyor.

Moda, kadınlar için?

Moda, genellikle kadınlara atfedilen bir konudur. Modadaki farklı renkler, kumaşlar, tasarımlar ve değişimler, toplum tarafından kadının “kaprisli” doğası ile ilişkilendirilmiştir. Ama bu doğru mudur? Kadınların modayla ilişkisi uyumlu bir dans mı yoksa bir kimlik mücadelesi midir?

“History of Women in the West” adlı kitabında Diane Owen Hughes, “Moda bir kadınsa, bunun nedeni kadınlara sosyal bir kişilik oluşturmada yalnızca kıyafetlerin bırakılmış olmasıdır” diyor. Tarih boyunca kadınlar için gerçek buydu. Bir iş sahibi olma veya işletme, okula gitme veya toplumun bir parçası olma hakları yoktu. Bu nedenle, bazı kadınlar kıyafetleri kimlikleri olarak kullandılar.

Ne yazık ki, Rönesans dönemi Floransası’nın Tasarruf yasaları, giysilerini de onlardan çaldı. Floransa’nın tasarruf yasalarının amacı vatandaşların kıyafetlerini düzenlemek ve savurganlığı sınırlamaktı ancak yasalar yalnızca kadınlara uygulanıyordu. Erkeklere karşı bazı kanunlar vardı ama erkekler küçük bir para cezası ödeyip kıyafetlerini giymeye devam edebiliyorlardı.

Kadın ve moda arasındaki çatışma, Viktorya dönemi ve oy hakkı hareketleri boyunca devam etti. Dönemin kadın kıyafetleri cepten yoksundu, hareket kabiliyetleri sınırlıydı ve kadınlar için sağlıklı değillerdi. Örneğin, kemik ve metalle desteklenen sıkı bağcıklı korseler, bel ve göğsü o kadar sıkıyordu ki, birçok kadın göğüs kafesi deformasyonu, nefes darlığı, sindirim bozuklukları ve kemik atrofisinden muzdaripti. Kadınlar, sırf o zamanlar kum saati tipi vücut “moda” olduğu için tüm bu acıları yaşadılar.

Viktorya döneminde moda standartlarına karşı pek bir direnç olmamasına rağmen 20. yüzyıl kadınları seslerini yükseltmeye başladı. Aralarında en radikal olanlardan biri, ilk dalga feminist ve yazar Charlotte Perkins Gilman’dı. Kadın kıyafetleri konusunda toplumun görüşünü değiştirmek istedi. Toplumun dayattığı kadın giyim şeklinin kadınları bir erkek figürüne bağımlı tutmak için tasarlandığını savundu. Kadın giysilerinde ceplerin olmaması buna bir örnekti. Toplum, elbiselere cep koymayarak, kadınları cepleri olanlara, yani erkeklere bağımlı olmaya zorladı.

Kadın ve moda arasındaki ilişkiyi incelediğimizde, modanın genellikle kadınlara karşı bir kontrol biçimi olarak kullanıldığını anlıyoruz. Moda gerçekten kadınların iyiliği içinse, kendimize kadınların neden modadan muzdarip olduklarını ve modanın neden hiçbir zaman onların tarafında olmadığını sormalıyız. Ayrıca modanın 1,9 trilyon ABD doları değerinde bir sektör olduğunu ve ağırlıklı olarak erkeklerin yönetiminde olduğunu unutmamalıyız.

Ek olarak, bu endüstri birçok aktivist ve feminist tarafından kadınlar için ulaşılamaz vücut ve giyim standartları yarattığı için eleştirildi. Moda markaları kadınları koydukları standartlara uymadıkları için, “güzel” ve “hoş” olmadıkları için suçlu durumuna düşürüyorlar. Kadınların kendilerini erkeklere güzel göstermesine zorlayan bu baskı, sadece kadınları sınırlamaya çalışma eylemidir. Yine de erkekler bu konuda tek suçlu değil. Pek çok kadın modanın üzerlerindeki büyüyen tutumunu görmezden geldi ve hala görmezden gelmeye devam ederek döngüyü sürdürüyor.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir