Anaerkil’den Ataerkil’e

Ayşenur Durmaz

Uluslararası İlişkiler

Yüzyıllardır yaşadığımız toplumu tanımlarken hep bir ataerkil düzenden bahsedilmektedir. Çok uzun yıllardır erkek egemen bir toplumun parçası olduğumuz ve bu durumu değiştirmenin ise imkânsıza yakın olduğu söylenmektedir. Lakin yapılan arkeolojik kazılar ve bu kazıların sonuçları göstermektedir ki milattan önce anaerkil düzenin hâkim olduğu topluluklar bulunmaktadır. Zaman içerisinde çeşitli nedenlerden dolayı anaerkil düzen, ataerkil düzene doğru evirilmiştir.

Anaerkillik kavramının iki farklı tanımı yapılmaktadır. Bunlardan ilki ataerkillik kavramının tanımı üzerinden yapılır. Anaerkilliğin, ataerkilliğin zıttı olarak, kadının toplumda baskın olduğu, anne figürünün ailede üstünlük ve otoriteye sahip olduğu, gelecek nesillerin ise anne soyundan ilerlediği şeklinde olan tanımdır. İkinci tanım ise antropolog Peggy Reeves Sanday tarafından ilk tanıma tepki olarak oluşturulan ve eşitliğin baz alındığı tanımdır.

Bu tanıma göre anaerkillikte kadının mutlak üstünlüğü olduğu tanımı yanlıştır. Çünkü bu bakış açısı toplumsal cinsiyet eşitsizliğine neden olmaktadır. Bu nedenle, Sanday anaerkilliğin ilk tanımının erkek merkezli bir düşünceye sahip olduğunu ve kadınların toplumda daha baskın olmasının herhangi bir toplumsal eşitsizlik yaratmayacağını iddia etmektedir.

Ataerkillik ise erkeğin toplumda baskın olduğu bir düzen şeklinde tanımlanmaktadır. Bu toplumsal düzende erkeğin kadından üstün olduğu şeklinde oluşturulan görüş, toplumun kültürünü, inancını, tarihini veya şimdiki zamanını şekillendirmektedir. Ataerkillikte erkek veya baba ailede otoriter olandır. Soy erkekten devam eder ve erkekler hakimiyete sahip olan kişilerdir. Ataerkillik, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine neden olabilecek durumlar oluşturmaktadır. Buna erkeğe kadından daha çok saygı gösterilmesi, iş veya aile hayatında erkeğin daha baskın olması gibi örnekler verilebilir. Ayrıca ekonomi, adetler, din veya aile düzeni gibi kavramların da ataerkillik ile birlikte oluştuğu düşünülmektedir.

Her ne kadar günümüzde, bazı istisnalar dışında, genel olarak ataerkil düzen yaygın olsa da arkeolojik bulgular milattan önceki topluluklarda anaerkil bir düzenin olduğu olgusuna ulaşmışlardır. Bu eski toplumların inanç ürünlerinde (Tanrıça heykelleri gibi) görülmektedir.

Toplulukların neden anaerkil bir toplumdan ataerkil bir topluma geçiş yaptığıyla ilgili ise kesin olmamakla birlikte bazı varsayımlar bulunmaktadır. Bunlardan ilki özel mülkiyetin doğuşu olarak gösterilmektedir. Özel mülkiyetin doğuşu ile birlikte bu mülkiyetlerin gelecek nesillere aktarılması, korunması veya sahiplenilmesi ile ilgili bazı sorunlar ortaya çıkmıştır. Özellikle kadının özel mülkiyeti koruma konusunda daha pasif bir rolü olması, erkeğin mülkiyet üzerinde daha fazla söz sahibi olmasına neden olmuştur. Mülkiyetin aktarımı için ise erkek soy zinciri daha önemli bir hale gelmiştir. Anaerkillikten ataerkilliğe geçişin ikinci varsayımı ise din olarak gösterilmektedir. Dinlerin, özellikle ilahi dinlerin, toplumda giderek daha fazla kurumsallaşması ve erkeği odağına alması, erkeğin toplumda hakimiyet oluşturmasını kolaylaştırmıştır. Aile yapısının, kültürün ve toplumsal yapının oluşmasında çok fazla etkisi olan bu dinler, ataerkil toplumun yapı taşlarını oluşturulmasında büyük rol oynamaktadırlar. Bu konuyla ilgili son varsayım ise göçler olarak gösterilmektedir. İklim koşullarının değişmesi, hastalıklar, yiyecek yetersizliği gibi çeşitli nedenlerden dolayı topluluklar göç etmek zorunda kalmıştır.

Göç sırasında oluşan en önemli sorunlar ise güvenliğin sağlanması ve göç edilen yerdeki tehlikelere karşı korunma gibi konulardır. Erkekler ise bu konularda kadınlara göre daha etkili olmuşlardır. Bu durum da erkeğin otoritesinin artmasına, toplumda daha fazla saygı görmesine veya hakimiyete sahip olan kişi olmasına neden olmuştur.

Tüm bunların sonucunda, toplulukların zamanla birbirinden farklı nedenlerin de birleşmesiyle ataerkil bir düzene evrildiği görülmektedir. Günümüzde ise ataerkil düzenin yaratmış olduğu kadına şiddet, ayrımcılık veya femicide gibi birçok sorun bulunmaktadır. Bu sorunların çözümü de her ne kadar ataerkilliğin sona ermesi gibi gözükse de anaerkillik de doğru bir çözüm olarak görülemez. Çünkü anaerkillikten ataerkilliğe geçişin nedenleri ve ataerkilliğin yeni sonuçları günümüzde hala güçlü bir şekilde varlığını sürdürmektedir. O nedenle bu tür sorunlara karşı en iyi çözüm mevcut koşullarda toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak olacaktır.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir