Hamas-İsrail Ateşkesinden Beklentiler ve Yansımalar

Doç. Dr. Oktay BİNGÖL
Uluslararası İlişkiler (İng.) Bölümü Öğretim Üyesi
oktaybingol@arel.edu.tr

Ateşkes sağlanan Filistin-İsrail çatışmasından geriye kalanlar düşündürücü.  Hamas ve İslami Cihad’ın İsrail’e fırlattığı 3.000 civarında roket ve İsrail’in Gazze’deki hedeflere attığı binlerce bomba yaşanan şiddetin boyutunu yansıtıyor, ancak çatışmalar bununla sınırlı değildi. Uzun süredir ilk defa ondan fazla Filistinli silahlı grup Hamas’ın liderliğinde bir araya gelerek Gazze’de ortak operasyon cephesi oluşturdu ve roketlerini müşterek kuvvete tahsis etti. Protestolar ve şiddet eylemleri Doğu Kudüs, Batı Şeria ve İsrail topraklarına yayıldı. İsrail vatandaşı Araplar da yer yer ayaklandı. Süreç üçüncü intifadaya evrilirken ABD’nin devreye girmesi ve Mısır’ın arabuluculuğunda sağlanan ve 21 Mayıs 02.00’de başlayan ateşkes ile şimdilik durdu. Çatışmalar 11 gün sürdü, Gazze’de ve Doğu Kudüs’te en az 66’sı çocuk 243 kişi hayatını kaybederken 1.900’den fazla insan yaralandı. İsrail’de ise biri çocuk olmak üzere 12 kişi hayatını kaybetti, 60 bine yakın Filistinli evlerini terk etmek zorunda kaldı.

 

Füze ve bomba savaşına şimdilik ara verilirken çatışmanın aktörlerinin iç kamuoylarına yönelik algı savaşları devam ediyor. Netanyahu’ya göre İsrail ordusu kısa sürede Hamas’ın Gazze’de on yıldır inşa ve tahkim ettiği tünel sistemini çökertti, füze üretim tesislerinin ve füze mevzilerinin çoğunu imha etti, üst düzey militanları öldürerek örgüte büyük kayıp verdirdi ve bu şekilde “zafer” kazanarak hedeflerine ulaştı. Gazze’de Hamas ve Batı Şeria’da Filistinli gruplar ile Filistin topraklarının farklı kesimlerinde sokağa çıkanlar sloganlar atıp kutlamalar düzenlediler, “Direnişin zaferi İsrail işgaline galip geldi” anonsları yapıldı. Zafer söylemleri ve kutlamaların ötesindeki gerçeklik ise farklıydı. Çocuklarını ve yakınlarını kaybeden, yerlerinden olan ve yıkılan evlerindeki felaketle sarsılan on binlerce Filistinli ise çaresizlikle acılarını haykırdı.

Kriz süresince Türkiye’nin tutumunda sert ifadeler içeren açıklamalar, Filistin’e ordu kurma ve Türk askeri gönderme söylemleri ve yıllar içinde olağanlaşan protesto gösterileri dikkat çekti. Ankara, en üst düzeyde yapılan görüşmelerde, BM ve İslam İş birliği Örgütü nezdinde Filistin’e uluslararası barış gücü kurulması önerisini dile getirdi ancak karşılık görmedi. Türkiye iç kamuoyundaki sert söylemlere karşın doğrudan taraf olmaktan veya örtülü askeri destekten uzak durdu.

Ateşkes ile birlikte Mısır, iki tarafa da gözlem/irtibat timleri göndererek ihlalleri tespit ve önlemeyi, kapsamlı bir anlaşma imzalanmasına ve kalıcı barışa katkı yapmayı amaçlıyor. ABD ve AB, Gazze ve Batı Şeria’ya acil mali ve insani yardım niyetlerini açıkladı. Yardımların FKÖ ve “ılımlı” gruplar kanalıyla yapılmasını, Hamas ve İslami Cihad’ın devre dışı bırakılmasını planlıyorlar. Bu şekilde ılımlı grupların Filistin halkı nezdinde etkilerinin artırılması da amaçlanıyor.

Çatışmalarda Hamas ve İslami Chad’ın kapasitelerinin bir kısmını kaybetmiş olmalarının Filistinli gruplar arasındaki güç mücadelesinde değişiklik yaratması olasıdır. İsrail’in siyasi amaçlarından biri de Hamas ve benzeri radikal unsurların gücünü azaltırken, kendisiyle iş birliği yapabilecek “ılımlı” grupların güç kazanmasına katkıda bulunmaktır. Bu yaklaşımın Hamas’ı terör örgütleri listesinde tutan ABD ve AB tarafından da paylaşıldığı biliniyor. Arap ülkelerinin önemli bir kısmının da Filistin’de ılımlı grupları destekleme çabalarına olumlu yaklaşması olasıdır. Nitekim, son yıllarda başta Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere Arap ülkelerinin İsrail ile geliştirdiği yakınlaşmalar kendi ulusal çıkarlarını Filistin sorunundan ayrıştırma politikasına işaret ediyor.

Ateşkesin sağlanmasında Mısır’ın arabulucu olarak rolü dikkate değerdir. Mısır’ın iki tarafın üzerindeki etkisini oluşturan faktörler arasında Gazze ile kara sınırından dolayı bölgenin siyasi otoritesi Hamas’ın üzerinde yaptırım gücü, İsrail ile 1979’da normalleştirilen ve krizlere karşı bozulmayan hatta Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları ve enerji iş birliğine uzanan ilişkileri, Arap dünyasında Suudi Arabistan başta olmak üzere etkisi, ABD ile yakın ilişkileri ve Rusya ile gelişen yakınlaşmalar öne çıkıyor.

Mısır’ın, bir Arap ülkesi olarak, kendi ulusal çıkarlarını Filistin davasından ayrıştırmayı başarabilmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir özellik. Bu yaklaşımıyla da kriz ve tırmanan şiddet anlarında değerli hâle gelen bir yeteneği ve kapasiteyi, arabuluculuğu, yıllardır elinde tutuyor.

Türkiye ve Mısır arasında 1923’den 2013 yılına kadar karşılıklı çıkarlara dayanan ve birbirlerinin iç ve dış politik tercihlerine saygılı uzun bir dönem yaşandı. 1932’de yaşanan kısa süreli “Fes Krizini” saymazsak dönemin tek istisnası Mısır’da Nasır’ın 1952’de iktidara geldikten sonra SSCB ile kurduğu yakın ilişkilere karşılık Türkiye’nin aynı yıl NATO’ya üye olması ve Orta Doğu’da ABD’nin peşine takılmasının (bandwagoning) yarattığı gerginlikti. Bu kriz de uzun sürmedi ve 1956 Süveyş Kanalı gelişmelerinde Türkiye’nin temkinli de olsa Mısır yanlısı tutumu ile çözüldü. “Arap Baharı” sürecinde iktidara gelen Müslüman Kardeşlerin 2013’te askeri darbe ile devrilmesi sonrasında Mısır’ın yeni yönetimi ile Türk Hükümetinin ilişkileri hızla bozuldu ve sorunlu süreç başladı.

Türkiye’nin bölgede ve Doğu Akdeniz’de yalnızlaşması ve enerji rekabetinde ortaya çıkan, ABD ve AB’nin de destek verdiği Doğu Akdeniz (EastMed) Boru Hattı ve Doğu Akdeniz Gaz Forumu gibi bağdaşmaların dışında kalması hükümeti son birkaç yıldır politikalarında değişime yönlendirdi. Bu kapsamda son aylarda Türkiye ve Mısır arasındaki yumuşama dikkat çekiyor. Henüz temaslar çoğunlukla örtülü ve ihtiyatlı ancak karşılıklı mesajlar olumlu. Arap dünyası üzerinde büyük ağırlığı olan Mısır’la yumuşamanın Türkiye’nin Körfez ülkeleri ilişkilerinin normalleşmesine ve hatta 2016’dan beri diplomatik temasların başladığı İsrail ile ilişkilerin geliştirmesine de katkı yapacağı dolayısıyla Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin yalnızlaştığı konumdan kurtulmasına yardım edeceği konuşulurken İsrail-Hamas çatışması gündeme oturdu ve süreç aksadı.

Filistin’de sağlanan ateşkes ve Mısır’ın aldığı rol Türkiye’nin Orta Doğu’da ulusal çıkarları açısından önemli olan normalleşme sürecinin devamına kapı aralayabilir. Bu noktada Türkiye’nin de kendi Orta Doğu politikalarını bölgede uzun süredir devam eden, dirençli ve çözümü zor sorunlardan ayrıştırmasının; gerçeklik, temkinlilik ve çok taraflılık temellerine dayandırmasının ulusal çıkarların gerçekleştirilmesiyle güçlü ilişkisi olduğu düşünülmektedir.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir