Gazze Çatışmasının Dinamikleri

Doç. Dr. Oktay BİNGÖL
Uluslararası İlişkiler (İng.) Bölümü Öğretim Üyesi
oktaybingol@arel.edu.tr

Filistin-İsrail ve Arap-İsrail çatışmasının tarihi derindir, nedenleri köklü ve bağlamı karmaşıktır. 1948, 1967 ve 1973 savaşlarında Arap devletlerinin tramvatik yenilgilerinden sonra Arap-İsrail çatışması taraflar arasında açık şiddet davranışlarından ziyade dolaylı tutumların, örtülü stratejilerin ve vekil kullanımlarının hâkim olduğu bir bağlama dönüştü. Filistin-İsrail çatışması ise 1967’de sonra İsrail’in işgalleriyle birlikte öne çıktı ve çatışan taraflarca kutsal sayılan topraklarda şiddetin hâkim olduğu kesintisiz bir dönem başladı. Yıllar içinde yıkıcı şiddet kanıksandı ve olağanlaştı.

Geçtiğimiz hafta da Filistin topraklarında ölçüsüz şiddetin yaşandığı dönemlerinden birine tanık olundu. Dünya gündemi Hamas ve İsrail orduları arasındaki yıkıcı şiddet ve yaşanan insani dramların haberleriyle doluydu. Ramazan ayı başlangıcıyla Doğu Kudüs’te artan gerginlik ve küçük çaplı çatışmalar kısa sürede tüm Filistin topraklarına ve Gazze’ye sıçradı.

Çatışmalarda Hamas ve İslami Cihad’ın füzeleri, İsrail’in savaş uçakları ve diğer silahlar karşılıklı olarak dehşet yaratıyor, yıkıma, ölüme ve acılara neden oluyor. İsrail’in, Hamas’ın sivil hakla iç içe konuşlandığı Gazze’deki hedeflere yoğun hava bombardımanı sivil kayıpları artırarak insanı trajediyi ağırlaştırıyor. Şiddet artıkça ve insani tablo ağırlaştıkça düşmanlık, nefret ve intikam duyguları da artıyor, şiddet döngüsü devam ediyor, çözüm ve barış zorlaşıyor.

Çatışmanın devamın sağlayan koşullarda ve şiddetin tırmanma dinamiklerinde dikkat çeken birkaç nokta var. Öncelikle tarafların şiddet düzeyindeki tırmanmayı dizginleyebilecek ve gerilimi yumuşatabilecek liderlerden yoksun olduğunu görüyoruz. Filistin Yönetiminin 85 yaşındaki başkanı Mahmud Abbas, İsrail ile görüşmeye, belki orta yol bulmaya istekli. Ancak Abbas’ın halk nezdinde meşruiyeti sorunlu. Filistin’de 2006’da yapılması gereken seçimleri Hamas ve diğer muhalif grupların kazanabileceği düşüncesi, güvenli ortamın olmadığı gerekçesi ve dış aktörlerin de yönlendirmesiyle 15 yıldır erteliyor. Bu yıl 22 Mayıs’ta parlamento, 31 Temmuz’da ise başkanlık seçimlerinin yapılması gerekiyordu ancak güvenlik gerekçesi ile yine ertelendi.

İsrail’de yolsuzluk suçlamalarıyla yargılanan Netanyahu’nun başbakanlığında kırılgan bir hükümet var. Netanyahu, iktidarını devam ettirecek, gündemi değiştirecek ve tabanını güçlendirecek gerekçelere sıkıca sarılıyor. Yahudi diasporası ile ülke içindeki aşırı sağcı ve ırkçı grupların kışkırtmaları da şiddettin dozunu artırıyor, temkinli yaklaşımların ve yumuşama sürecinin önüne kesiyor.

Hamas ise 2020 Ağustos ayından beri İsrail ile Arap devletleri arasında kurulan ilişkilerden tehdit algılıyor. Arap ülkelerinden Mısır’ın 1979’de, Lübnan ve Ürdün’ün 1983 ve 1994’de İsrail ile normalleşme anlaşmaları imzalamasından çeyrek asır sonra ABD’nin de zorlamalarıyla 2020 ve Eylül aylarında BAE, Bahreyn, sonrasında Fas ve Sudan İsrail ile anlaşmalar imzaladılar. Suudi Arabistan, resmi bir anlaşma imzalamasa da İsrail ile yakınlaştı.  Bu gelişmeler, İran ve Türkiye hariç bölgesel desteklerini kaybettiğini düşünen Hamas için öne çıkma, gündemde kalma, vazgeçilmez olduğunu gösterme ve pazarlık yapma ihtiyacını ortaya çıkardı. Bu itibarla devam eden çatışma uzadıkça ve şiddet tırmandıkça, ihtiyaç duyanlar fayda sağlıyor.

Çatışmada tarafların askeri güçleri arasındaki asimetri uygulanan stratejiler ve sonuçlar üzerinde etkili oluyor. İsrail güçlü taraf, Hamas ise göreceli olarak zayıf. Hamas’ın karşılaştırmalı olarak sınırlı olan gücünü avantaja çeviren bazı faktörler var. Öncelikle Gazze’de nüfus yoğunluğu fazla olan kentsel alanda sivil hakla içi içe bulunuyor. Gazze’de yarım asırdır yüzlerce tünelden ve geçitlerden oluşan yer altı sistemi var.  Bu tür bir ortamda Hamas tesislerinin ve mevzilerinin tespiti oldukça zor. Gazze’nin sivillerin ve muhariplerin iç içe geçmiş fiziki ve beşerî yapısı Hamas’a kalkan olurken operasyonlarda ve bombardımanlarda sivil ve çevresel zayiatı artırıyor. Bu tür sonuçlar ise asimetrik çatışmada zayıf aktöre eylemle ve ölümle propaganda imkânı sunarak hizmet ediyor.

Çatışma alanının fiziki ve beşerî özellikleri İsrail ordusunu kısıtlayıp, daha fazla şiddete ve insanlık suçuna bulaştırırken Hamas’ın stratejisini de dikte ediyor. Hamas yerleşim yerleri içinde kurulmuş tesislerde üretilen ya da bazı bölge devletlerince gönderilen parçaları birleştirerek hazır hale getirilen binlerce füzeyi mevzilendirip fırlatma imkanına sahip. Hamas’ın Gazze’de çeşitli tipte 10-200 km menzile sahip ve İsrail’in tüm yerleşim birimlerini vurabilecek binlerce füzesi olduğu, insansız hava araçlarını da kullandığı tahmin ediliyor. Özel suikast ve saldırı timleri fiziki ve beşerî yapıdan istifadeyle hedef bölgelerine sızabiliyor.

İsrail, istihbarat ve gözetleme, hedef tespit sistemi ile birlikte füzelere karşı gelişmiş bir hava savunma sistemine sahip. Ancak bu sistemin de açıkları var ve atılan füzelerin bir kısmı kurtularak hedeflere ulaşıyor. İsrail’in çatışmada değişmeyen stratejisi ise en küçük saldırıya, sivil asker ayrımı yapmadan en sert şekilde karşılık vermek. Bu şekilde değişmeyen bir kararlılık sergilediğini, caydırıcı olduğunu, ateşkesin ve barışın kendi belirlediği koşullarda olacağını gösterdiğini düşünüyor.

Çatışmaya Lübnan’daki Filistinli grupların, daha önemlisi Hizbullah’ın dahil olması, İsrail ordusunun Gazze’ye kapsamlı ve işgal amaçlı bir kara harekâtı başlatması, Hizbullah taraf olduğunda Lübnan’ın da çatışma mekanına girmesi bir senaryo olarak tartışılıyor. Bu bağlama Hamas’ı ve Hizbullah’ı destekleyen bölge ülkelerinin gönüllü, milis ve paralı asker taşıyarak, füze ve insansız hava aracı gibi destek sağlayarak dahil olması durumunda ise bölgesel savaş senaryosu çiziliyor.

Bu tür senaryoların daha fazla tartışılmasına gerek kalmadan önümüzdeki günlerde, ABD ve BMGK’nin Mısır ve Katar gibi bölge ülkelerinden de destek alarak, İsrail’in harekâtının Hamas’ın militan ve askeri gücünün bir kısmını etkisizleştirdikten ve füze tesislerini/mevzilerini önemli ölçüde tahrip ettikten sonra ateşkesi zorlaması olası görülmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir