Çin’in Orta Doğu Açılımlarının Bölgesel Etkileri ve Küresel Yansımaları

Doç. Dr. Oktay BİNGÖL
Uluslararası İlişkiler (İng.) Bölümü Öğretim Üyesi
oktaybingol@arel.edu.tr

Çin, 2010’dan beri Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki siyasi ve ekonomik etkisini önemli ölçüde artırarak bölgedeki birçok ülke için ticaret ortağı ve dış yatırımcı haline geldi. Çin’in bölge ile yakın ilişkiler geliştirmesinde iki temel faktör, artan enerji talebi ve 2013 yılında başlatılan Kuşak ve Yol Girişimi (BRI), öne çıkıyor. 2015’te dünyanın en büyük ham petrol müşterisi olan Çin, ithalatının yüzde 60’ını Orta Doğu’dan karşılıyor. Orta Doğu aynı zamanda BRI’nın Orta ve Güney Asya ayaklarını Avrupa’ya bağladığı için önem taşıyor. Çin bu değeri, “China’s Arab Policy Paper” isimli vizyon belgesinde açıklıkla dile getiriliyor.

Orta Doğu’da yıllar içinde, Libya’dan Suudi Arabistan’a, Cibuti’den Irak’a 15 bölge ülkesi ile iş birliği anlaşması imzalayan Çin’in girişimleri sadece ekonomik değil. Şimdilik kapsamı sınırlı da olsa siyasi ve askeri hamleler de dikkat çekici. Çin, Yemen Denizi ve Aden Körfezi’nde korsanlıkla mücadele ve deniz güvenliği misyonlarına katılıyor. 2011’de Libya’dan ve 2015’te Yemen’den vatandaşlarını tahliye etmek için büyük çaplı operasyonlar gerçekleştirdi, 2015’te Tahran’ı ABD ile nükleer anlaşmayı imzalamaya ikna etmekte etkili oldu. 2017’de Cibuti’nin Kızıldeniz kıyısında ilk askeri üssünü kuran Çin Ordusu, 10 km mesafedeki ABD Afrika Komutanlığı ile komşu oldu. Çin’in idaresini elinde tuttuğu Pakistan’ın Gvadar limanını askerileştirdiği yönünde haberler de var. Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine silah satışları da artmaya başladı. Diğer taraftan Çin’in Orta Doğu’da devletler arasında yaşanmakta olan anlaşmazlıklar ve çatışmalar için kolaylaştırıcılık ve arabuluculuk rolü alma yönünde girişimleri söz konusu. Bu kapsamda beş maddelik “Orta Doğu’da barış ve istikrar” planı açıkladı. Çin, Körfez ülkeleri ve İran arasındaki anlaşmazlıklarda, İsrail- Filistin çatışması ile Yemen iç savaşında arabuluculuk yapmaya istekli oldu ve bu kapsamda iki özel elçi atadı.

27 Mart’ta ise Çin’in Orta Doğu açılımlarına bir yenisi eklendi. Bu kapsamda Çin ve İran, Tahran’da kapsamlı bir anlaşma imzaladı. Batı medyasında yer alan haberlere göre anlaşma; Çin’in çeyrek yüzyıl boyunca İran’ın petrol ve doğal, telekomünikasyon, limanlar ve demiryolları başta olmak tüm sektörlerde 400 milyar dolara ulaşabilecek bir yatırım paketini içeriyor. Çin, karşılığında tercihli koşullarla İran’dan petrolü alacak. Ayrıca iki ülke arasında ortak tatbikatlar, askeri araştırmalar ve istihbarat paylaşımı da dâhil olmak üzere askeri iş birliğinin geliştirilmesi gündemde. Diğer taraftan Çin’in Sincan eyaletinden başlayıp Pakistan’ın Gvadar limanında sona eren; karayolu, demiryolu, petrol ve doğal gaz boru hattı, petrol rafinerisi ve liman gibi büyük projeleri barındıran Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) inşasındaki gecikmeler, Çin ve İran iş birliğinin önemini artırıyor. Pekin, İran’daki Çabahar limanını Gvadar’ın tamamlayıcısı ve belki de Hint Okyanusu’ndaki “inci dizisinin” bir parçası olarak kullanmayı amaçlıyor. İran-Çin iş birliği geniş kapsamına karşın, Çin Dışişleri Bakanı Zhao Lijiang’ın ifade ettiği üzere, uzun vadeli bir rota çizmeye ve genel bir çerçeve oluşturmaya odaklanıyor. Henüz niceliksel ve spesifik hedefler ve projeler ortada yok, zaman içinde koşullara bağlı olarak şekilleneceği öngörülüyor.

Çin’in Orta Doğu’da ekonomik kapsamdaki iş birliği arayışları, bölge devletlerinden büyük ilgi görüyor. Petrol ve doğal gaz gelirine dayanan erken dönem rantiye ekonomilerini dönüştürmeye çalışan Körfez ülkeleri BRI’ye dahil olmayı ve Çinli işletmelerin yatırımlarını ülkelerine çekmeye çalışıyorlar. Bölge siyasetinde büyük bir güce dayanarak ayakta kalmaya alışmış Körfez devletleri, geleneksel dayanakları ABD’nin bölgeye ilgisinin azaldığı ve İran’ın Körfez’deki saldırılarına tepkisizliğinin arttığı bir dönemde Çin’i, ekonomik ortak görmenin yanında, politik denge seçeneği olarak da düşünebilirler. Ancak bu ABD’nin yerine Çin’in tercih edildiği anlamına gelmiyor. Bölge devletleri de Çin’in siyasi-askeri aktör olarak sınırlamalarının farkındadır ve bu nedenle temkinli adımlar söz konusudur. ABD’nin baskısı olduğunda geri adım atmaya hazırdırlar. Nitekim ABD, İsrail ile Çin arasında artan teknolojik iş birliğinden rahatsızlığını dile getirdikten sonra İsrailli şirketler Çinli firmalarla yapılan anlaşmalardan geri çekildiler.

Diğer taraftan bazı yorumların tersine, İran-Çin iş birliği ABD’yi dengelemeyi ve sınırlamayı amaçlayan sıkı bir ittifaktan ziyade genel bir rotadır. Bu noktada Orta Doğu’da Rusya-Çin etkileşimine de kısaca göz atmak gerekir. Çin ve Rusya Orta Asya ve Kuzey Kutbu bölgelerinde rakip olarak mücadele ediyorlar, ancak Orta Doğu iş birliği yapabilecekleri bir alandır.  Çin’in bölgede artan etkisi Rusya için Batı’nın ve ABD’nin sınırlanmasına ve dengelenmesine yardım edebilecek bir dinamiktir. Bu etkileşimi Rusya ve Çin arasında ve İran’ın da dâhil olduğu üçlü ortaklık/ittifak olarak nitelemek, hatta Türkiye’yi de dâhil ederek “Avrasya Birliği” kurgulamasına götürmek oldukça tartışmalıdır.

Çin ve Pakistan’ın stratejik rakibi Hindistan’ın konumu daha farklıdır. Hindistan, Çin ve Pakistan tarafından uzun vadede köşeye sıkıştırılmaktan endişe duyuyor. Bu nedenle İran’ın Çabahar limanını geliştirmek için yatırım yaptı ve proje uyguluyor. Kendi Mumbai ve Kandla limanlarını deniz yoluyla Çabahar’a bağlayıp, buradan İran ile ortak demiryolu ve karayolu vasıtasıyla Afganistan ve Orta Asya ülkelerine bağlanmayı hedefliyor. Çin-İran iş birliği İran’ın Umman Denizi kıyısındaki limanlarını da kapsayacağından İran-Hindistan liman ve ulaşım projelerini olumsuz etkileme potansiyeli taşıyor.

ABD için önümüzdeki on yılda Çin’in taşıdığı önem açıktır. Obama ve Trump dönemlerinde olduğu gibi Biden yönetiminin de küresel jeopolitik mücadelede öncelikli rakibi Çin’dir. Çin, ABD’nin Orta Doğu’daki varlığını azalttığı ve Arap devletleriyle bağlarının sorgulanmaya başlandığı bir dönemde girişimlerini artırdı.  Biden yönetimi Orta Doğu’ya ilgisini artırırken, orta vadede Çin ile rekabet etmek durumdadır. Dolayısıyla ABD bir taraftan İran ile nükleer anlaşmaya tekrar kapı aralarken Çin’i dengelemesine yardım edecek temel bir aktör olarak Hindistan’ın soyutlanmış konumda kalmasına engel olacaktır. Bu itibarla Orta Doğu yakın gelecekte Çin-ABD mücadelesine sahne olmaya aday bir bölgedir. Ancak bu olasılığın gerçeğe dönüşmesi Pekin’in Orta Doğu ve diğer bölgelerde ABD hakimiyetine meydan okumayı amaçlamasına ve bölgede buna uygun askeri varlık konuşlandırmasına bağlıdır. Bu ise kısa dönemde zor, orta dönemde belirsizdir.

Çok sayıda aktörü, değişkeni ve bilinmeyeni kapsayan böylesi bir bölgesel oyunda, Türkiye için dış politika stratejileri tercihinde temel ölçütler; nesnellik, rasyonellik, uygulanabilirlik ve ölçülülük olmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir