Bizimle iletişime geçin

Yazarlar

Modern Cadı Avcıları

Sırrı Can Yücel

Orta Çağ Avrupası’nı kana boğan, kadınlara uygulanmış açık ara en büyük şiddet ve vahşet olarak nitelendirilen cadı avları, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarında yer almaktadır. Kadının “düşman”, “kötü” ve “yok edilmesi gereken” olarak ötekileştirildiği cadı avları süresince kadın düşmanlığının doruk noktasına ulaşılmıştır. Her ne kadar 18. yüzyılda sona erdiği düşünülse de cadı avı gibi korkunç bir fikri gerçek kılan zihniyet, günümüzde de faaliyetlerine kan dökmeden ve dikkat çekmeden devam etmektedir. Cadı avlarının maddi ve manevi hasarlarından bahsetmenin yanı sıra ideolojik boyutunun da incelenecek olduğu bu yazıda, günümüzde toplumun büyük bir kesiminde var olan ve cadı avlarından sorumlu olan zihniyetle aynı temele dayanan düşünceler eleştirel bir tutumla ele alınacaktır.

1300’lü yıllarda görülmeye başlayan ve 1450-1750 yılları arasında en hararetli dönemini yaşayan cadı avlarında 40.000-60.000 arası kişinin cadılık suçlamasıyla idam edildiği bilinmektedir. Bu sürecin ilk yıllarında ebeler, şifacı kadınlar hedef olarak seçilmiş fakat ilerleyen zamanlarda bu ayrım ortadan kalkmıştır. Kadınların Pazar ayininde fazla dua etmesi, fazla güzel olması, fazla çirkin olması, gece uyuyamaması ve gündüz uyuklaması cadılık alametleri olarak kabul edilmiştir. Kısacası cadı avı, başlarda “sözde kötü güçlerle mücadele” amacı taşısa da zamanla herhangi bir kadının asılsız ihbar ile tutuklanıp işkence gördükten sonra cadı olduğu gerekçesiyle idam cezasına çarptırılabildiği sapkın bir eyleme dönüşmüştür. Kadınlara kendilerini savunma hakkı verilmemiş, cadı olduğu iddia edilen her kadının (her ne kadar cadı olmasalar da) çeşitli işkencelerle cadı olduğunu itiraf etmesi sağlanmış ve bu süreç tüm bu kadınların insanlık dışı yöntemlerle öldürülmeleri ile sonuçlanmıştır. Dökülen kanlar, yakılan bedenler, zihinlere kazınan korkular, dinmeyecek acılar, yüzyıllara yayılan kabuslar, kapanması mümkün olmayan yaralar ve daha nice korkunç gerçek bizi bunun tam tersine ikna etmeye çalışsa da cadı avlarında öldürülen tek şey insanlar değildir.

Kendi ayakları üzerinde durabilen, bağımsız, kontrol edilmesi zor, erkeğin gücüne baş kaldıran güçlü kadın olgusu, cadı avları yoluyla vahşice katledilmiştir. Kilise, kendi koyduğu kuralların dışında yaşayan, topluma zorla kabul ettirdiği normalleri çiğneyen, araştıran, öğrenen ve bilgi edinen kadın figüründen korkmuş ve çözümü herhangi farklı bir yönü olan, toplum standartlarının dışındaki tüm kadınları katletmekte bulmuştur. Amacına ulaşmak için elini kana bulamaktan çekinmeyen güç ve kontrol hastası bir zorba benzetmesi yapabileceğimiz Orta Çağ Kilisesi, “güçlü kadın” olgusunun üstüne perde çekmiş ve Avrupa’ya Karanlık Çağ’ı getirmiştir.

Ne yazık ki bu perde günümüzde de pek çok insanın zihniyetini karartmaya devam etmektedir. Kız çocuklarının okumasını istemeyen babalar, eşlerinin çalışmasına izin vermeyen erkekler, kadınları işe almak istemeyen patronlar ve bu zihniyeti taşıyan diğer tüm insanlar Orta Çağ Kilisesi ile aynı korkuyu paylaşmaktadırlar. Eylemleri ile erkek egemen toplum düzenindeki tahtlarını sağlamlaştırma amacı güden bu tür insanlar, sahte bahanelerle bu çabalarını haklı çıkarmaya çalışsalar da kendileri de farkındadır ki kendi zihniyetleri ile yüzyıllar önceki Karanlık Çağ Avrupası’nın zihniyeti arasında hiçbir fark yoktur. Kadınların değil, geleceklerinin ateşe atıldığı, göz önünde olmayan fakat en az Orta Çağ Avrupası’nda olduğu kadar büyük bir tehlikeye sahip cadı avları, maalesef günümüzde de “güçlü kadını” yok etme hedefine doğru emin adımlarla ilerlemektedir.

 

 

Continue Reading
Yorum Yap

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir