Bizimle iletişime geçin

Dünya

Kıbrıs Müzakerelerinde Konfederasyon Hamlesi

 

Doç. Dr. Oktay BİNGÖL
Uluslararası İlişkiler (İng.) Bölümü Öğretim Üyesi
oktaybingol@arel.edu.tr

Kıbrıs sorunu, tarihsel bağlamı, jeopolitik etkileşimleri, yönetim ve güç paylaşımı, mülkiyet ve toprak, güvenlik ve garantiler gibi konuların çeşitliliği, sıklıkla tekrar eden müzakere turları, diplomasi pratikleri ve çözüme karşı dirençli yapısı ile uluslararası sorunların arasında farklı bir yer tutuyor.

1968’in haziran ayında Beyrut’ta başlayan görüşme ve çözüm arayışında 53 yıl geride kaldı. Müzakereler günümüze kadar çoğunlukla Kıbrıs’ta yürütüldü, ancak zaman zaman tebdili mekânda ferahlık olacağı ve çözümü kolaylaştıracağı umuduyla diğer ülkelere taşındı. Bu süreçte farklı çözüm önerileri, değişik modeller gündeme geldi, konuşulmayan hiçbir şey kalmadı.

2002 sonrası görüşmelerde AB’nin Güney Kıbrıs’ı her koşulda 2004’te üye olarak kabul etmesi baskısı oyun değiştiren bir dinamikti. BM tarafından ortaya konulan ve müzakere parametrelerinin temelini oluşturan iki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayanan federal bir çözüm modeline, 2004 Annan Planı ile yaklaşıldı, ancak Referandumda Rumlar planı reddettiler. 2004 sonrasında da devam eden görüşmeler, en son 2017’de yüksek beklentilerle tekrar başladı ancak sonuç alınamadı.

Kıbrıs sorununun birincil ve ikincil taraflarının birinde hükümet, BM’de ise Genel Sekreter değiştiğinde müzakereler konusunda yeni bir girişim başlar. BM Genel Sekreterinin ya da Özel Temsilcisinin iki yanında Kıbrıs’ta iki devletin cumhurbaşkanları olduğu hâlde basına görüntü verilir, bu 2+1 formatıdır. Bazen de format 5+1’dir, fotoğraf karesine garantörler olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin temsilcileri de eklenir. İlk fotoğraflarda gülümseyen yüzlerle iyimserlik, iş birliğine yatkınlık ve özgüven sergilenir.

27 Nisan’da, taraflar Cenevre’de 5+1 formatında yeni bir girişimle bir araya geldi. Tarafların ilk fotoğrafı, iyimserlik ve özgüven sergileme bakımından öncekilere benziyordu. Görüşmelerde Türk tarafı yeni bir öneri paketi sundu. Öneri, iki tarafın uluslararası statüsü ve egemen eşitliği sağlandıktan, yani KKTC bağımsız devlet olarak kabul edildikten sonra müzakerelere başlayarak bir konfederasyon anlaşması yapılması, bu anlaşmanın iki devlette ayrı olarak eş zamanlı referandumlarda onaya sunulmasını kapsıyor.

Öneri 1968’den günümüze kadar yürütülen görüşmelerin temelini oluşturan ve BM Güvenlik Konseyi karalarında yer bulan iki kesimli, iki toplumlu federasyon yaklaşımından farklı. Güç paylaşımına dayanan güçlü federasyon yerine iki bağımız devletin oluşturacağı gevşek bir birlik ima ediyor. Öneriyi Yunanistan ve Güney Kıbrıs Yönetimi, “büyük bir hayal kırıklığı” ifadesi ile tartışmadan reddettiler, kendi önerilerini daha sonra sunacaklarını ifade ettiler. BM Genel Sekreteri de görüşmelerde tarafların yeterli bir ortak zeminde buluşamadıklarını açıkladı. Görüşmelerin bundan sonraki seyrini kestirmek zor.

Türk tarafının BM Güvenlik Konseyi kararları ve AB’nin benimsediği çerçevenin dışında görülen konfederasyon önerisine BM daimî üyelerinin ve AB kurumlarının resmen ve açık olarak olumlu yaklaşmayacağı tahmin edilebilir. Bununla birlikte geçmişte AB içinde ve ABD’de konfederasyon seçenekleri tartışıldı. Konuyla ilgili üç önemli rapor ve analiz var.

Birincisi, ABD Kongre üyeleri için 15 Haziran 2013 tarihinde hazırlanmış.  “Kıbrıs: Zorluğu Kanıtlanan Yeniden Birleşme” başlıklı raporda Kıbrıs’ta ilk defa “iki ayrı ve bağımsız devlet ve bunların ayrı ayrı AB üyeliği” formülü zayıf bir seçenek olarak dile getiriliyordu. Bu seçenek bir yıl içinde güçlenmiş ve Avrupa başkentlerinde de tartışılmaya başlanmıştı. Uluslararası Kriz Grubu tarafından yayımlanan 14 Mart 2014 tarihli “Bölünmüş Kıbrıs: Mükemmel Olmayan Gerçeklik Üzerine Uzlaşma” raporunda ve 1 Nisan 2014 tarihli “Kıbrıs’ta Yeni Fikre İhtiyaç Var” analizinde; AB üyesi iki bağımsız devlet seçeneği fayda ve mahzurları ile ayrıntılı olarak tartışılmıştı. 2014’ün mayıs ayında ise dönemin ABD Başkan Yardımcısı Biden Kıbrıs’ı ziyaret etmiş ve KKTC’nin 3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile görüşmüştü. Yaşanan bu gelişmeler “Kıbrıs’ta Yeni Paradigma: AB Üyesi Bağımsız KKTC” yazımızda ele alınmıştı.

Günümüze dönersek, AB’den ayrılan İngiltere’nin kendi egemen üslerinin devamı ve çıkarlarının dikte ettiği geleneksel dengeleyici rolünün gereği olarak, Türkiye aleyhine Doğu Akdeniz’de bozulan dengeyi dengeleyici adımlara yeşil ışık yakması ve konfederasyon seçeneğinin bir şeklini müzakere edilebilir bulması şaşırtıcı olmamalıdır.

ABD ise Biden yönetimi ile Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’e farklı araçlarla geri dönmeyi planlandığı ve Türkiye’yi karşı çevreleme ve angajmana dayalı bir politika uygulamaya başladığı dönemde, en azından Rusya’nın Doğu Akdeniz jeopolitiğinde rol almasını önlemek için Kıbrıs sorununda angajmana yakın durması ve İngiltere birlikte hareket etmesi olasılık dâhilindedir. Bu yaklaşımların Türk tarafının konfederasyon önerisine ne tür bir etki yapacağını bekleyip görmek gerekir.

Continue Reading
Yorum Yap

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir